Şahika Ercümen: “Her Dalışımda Görüyorum Ki Limitler Yok!”

sahika-ercumen:-“her-dalisimda-goruyorum-ki-limitler-yok!”

Dünya rekoru sayısını geçtiğimiz 29 Ekim’de 11’e çıkartan Şahika Ercümen, limitlerin olmadığını başta kadınlar olmak üzere tüm dünyaya gösteriyor. Koronavirüs geçirmesine rağmen pandemiden hem fiziksel hem de mental olarak daha güçlü çıkan Ercümen, limitlerin sadece kafamızda olduğunu söylüyor.

Röportaj: Deran Çetinsaraç

Fotoğraf: Murat Sargın

Styling: Tülin Demir

Makyaj-saç: Burak Şener

Fotoğraf asistanı: Zehra Sargın

Mekan için İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Spor Kulübü Yüzme Havuzu’na teşekkür ederiz.

Derin suların rekortmeni Şahika Ercümen ile son kırdığı dünya rekoru sonrası bir araya geldik. Sporcu kimliğini her anlamda başka bir boyuta taşıyan Ercümen, bunun bir yarıştan öte eşsiz bir yolculuk olduğunu düşünüyor. Gelin mavi suların yarattığı hissi Şahika Ercümen’den dinleyin. Belki önümüzdeki yaza siz de tüpsüz dalışı denemeye karar verirsiniz…

Son kırdığın dünya rekorundan biraz bahsedebilir misin?

Pandemi sonrası epey yorucu ve yoğun bir sezon geçirdik. Dalışa çok uzun süre ara vermiştim ve pandemide COVID-19 da geçirdikten sonra “Acaba tekrar dalabilecek miyim?” diye şüphelerim oluştu. Uzun bir aradan sonra ilk antrenman çok kötü geçti. Sanki bir daha hiç dalamayacakmışım gibi hissettim. Fakat birkaç gün sonra antrenmanlara devam edince, bir anda performansım çok hızlı bir şekilde eskiye dönmeye başladı. Hatta eski performansımın üzerine çıktı. Bu durum beni gerçekten çok şaşırttı ve yarışmaların hepsine katılmaya karar verdim. Önce Bahamalar’da dünya kupasına gittik. Burası dünyanın en iyilerinin yarıştığı, işin Grand Prix’si diyebileceğim bir yer. O dünya kupasında üç tane madalya aldım ve beş tane de Türkiye rekoru kırdım. Yarışmadan sonra Mısır’da antrenman yaptım. Sonrasında Kaş’ta gerçekleşen dünya kupasında iki tane şampiyonluk elde ettim. En sonunda da 29 Ekim’e ithafen yapmak istediğim dünya rekoru dalışına kendimi çok hazır hissettim. Kategori biraz değişikti; paletsiz, bir ağırlık yardımıyla aşağı iniyorsunuz ve paletsiz, ipten de güç alarak yukarıya çıkıyorsunuz. 100 metreye dalarak erkekler rekorunu da geçmiş oldum aslında. Bu rekorun benim için ayrıca bir özelliği daha var; 2015 yılında bu rekoru kırmak istemiştim. O dönemde dünya rekoru 91 metreyle yine bana aitti. Kendi rekorumu 100 metre yapmak istedim fakat ne kadar hazır olsam da yapamadım. Belki heyecan, belki mental olarak yeteri kadar hazır olamama… Suyun yüzeyine 10 metre kala bir baygınlık geçirdim ve rekor geçersiz sayıldı. Hatta biraz travmatik olmuştu. İnsanlar bu sporda bayılınabileceğini bilmediği için çok kötü bir şey olduğunu zannetti. Rekor denemesi hem Türkiye’de hem de globalde canlı veriliyordu. Birkaç sene bu branşı denemek bile istemedim. Ama işte bu sene kendimi o kadar güçlü ve hazır hissettim ki bugüne kadar en kolay geçen rekor denemelerimden biri oldu.

Daha önce Gilindire Mağarası’nda da bir rekorun olmuştu, rekorunu 90 metreden 100 metreye mi çıkarttın?

Gilindire Mağarası’ndaki çok ekstrem bir kategoriydi. Hatta bu rekor Guinness rekorlar kitabına girdi. Orada yatay bir şekilde 100 metreyi denemiştik. Kategoriler çok fazla karıştırılıyor; ben tüpsüz dalışta paletli, paletsiz, değişken ağırlık gibi pek çok kategoride yarışıyorum ve rekor denemeleri yapıyorum. Gilindire Mağarası’ndaki tamamen ekstrem ve farklı bir kategoriydi.

İnsan anatomisi tek nefeste, paletsiz ve tüpsüz kaç metreye kadar inebilir sence?

Çok uzun yıllar önce insan 50 metrenin üzerine dalamaz deniliyordu çünkü akciğerlerin o basınca dayanamayıp patlayabileceği düşünülüyordu. Ancak vücudumuz o kadar inanılmaz bir mekanizma ki… Aynı yunus ve balinalarda olduğu gibi farklı refleksler geliştirmiş ve o metrelerden sonra sizin akciğerinizi koruyacak bir mekanizma devreye giriyor. Böylece istediğiniz metrelere dalabiliyorsunuz. Her dalışımda görüyorum ki limitler yok! Limitler bizde ama insanoğlu maalesef bu gelişimi çok yavaş gösterebiliyor. Yani bir yunus, penguen veya balina değiliz… Tam olarak rakamsal bir limitin olduğunu düşünmüyorum ama yavaş yavaş artabileceğine inanıyorum.

“kadınlar erkeklere göre daha dirayetli ve sabırlı; bir şeyi gerçekten istediklerinde peşinden gidebilecek azme sahipler!”

Erkeklerle kadınların anatomik olarak tüpsüz dalıştaki farkları nedir?

Fiziksel olarak erkekler daha kuvvetli ve dünya rekorları genel olarak erkeklerde daha fazla. Ancak benimki gibi durumlarda kadınlar erkeklerden daha iyi dereceler elde edebiliyor. O yüzden ben bu sporu aslında kadınların çok başarılı olabileceği bir dal olarak görüyorum. Anatomik olarak çok büyük avantajlarımız olmasa da çok mental bir spor. Dolayısıyla kadınlar daha dirayetli ve sabırlı, bir şeyi gerçekten istediklerinde peşinden gidebilecek azme sahipler. Kadınların zorluklara dayanma konusunda mental olarak daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Fiziksel özelliklerin çok ön planda olmadığı bir branş olduğu için kadınları daha avantajlı görüyorum. Yeter ki istesinler!

Dünya rekortmeni olmak nasıl bir his? Hem müthiş bir şey başardığın için rahatlamış ama her an elinden kayıp gidebilirmiş gibi gergin hissettiriyor mu?

Aslında hiçbir zaman “Dünya rekortmeni oldum, tamam bitti, zirvedeyim” diyip düşüncelerimi veya hayallerimi durdurmadım. Hep daha iyi ne yapabilirimi hedefledim. Çünkü biliyorum ki o dünya rekoru benim limitim değildi; o günkü şartlarda yaptığım iyi bir dereceydi. Birçok rekor denemesinde, antrenmanlarda daha iyi dereceler yaparak o rekoru kırıyordum. Yani aslında daha iyisini yapabileceğimi hep biliyorum. Amacım sadece rekor kırmak değil, ben bu yolculuğu çok seviyorum. O süreçte öğrendiklerim çok hoşuma gidiyor. Hatta bu yolculukta pek çok farklı yaşama da dokunabiliyorum. Sosyal sorumluk projelerinin içinde yer alıyorum. Sorumluluklarımı yerine getirdiğim için iyi hissediyorum ama bu aynı zamanda daha iyisini yapmam için beni kamçılıyor. Rekorlar sürekli kırılabilir; biri benim rekorumu geçtiğinde hiç rahatsız olmuyorum. Hatta hoşuma gidiyor çünkü önüme yeni bir hedef çıkmış oluyor. Büyük resme bakmak gibi tek bir rekor denemesine değil, önümdeki yıllarda dalışa devam etmek istediğime odaklanıyorum. Aslında benim için bu süreç deniz gibi bir şey; her anı farklı hissiyat taşıyor. Rekorum kırıldı hislerinden çok arınmış durumdayım. Beş sene önce olsa belki sporcu hırsı ile bu düşüncelere girerdim ancak şu anki Şahika’nın hissettiği bambaşka.

Sosyal sorumluluk projelerinden de bahsedebilir misin?

UNDP Türkiye’nin Sudaki Yaşam Savunucusu olarak, bugüne kadar özellikle Türkiye çevresindeki denizlerde artan kirliliğe dikkat çekmeye odaklandım. Yine uzman ekibimiz ile birlikte Türkiye kıyılarındaki istilacı yabancı türlerle ilgili farkındalığı artırmaya çalıştık. Küresel ısınma ve atık su yönetimindeki ihmallerden kaynaklanan müsilaj da özellikle sosyal medya üzerinde aktif olduğumuz konular arasındaydı. 2022 yılında da bu temalardaki çalışmalarımıza yeni faaliyetlerle ve elbette özel dalışlar ile devam etmeyi planlıyoruz. Ayrıca sponsorum yüzde 100 geri dönüşümden üretilmiş bir plaj havlusu. Hayalimiz; geri dönüşümün öneminin küresel boyutta altını çizmek ve böyle doğa dostu ürünlerin, tek kullanımlık ürünlerin yerine geçmesi. Koton markası ile de Suya Saygı Sonbahar-Kış Koleksiyonu hazırladık.

Dünya rekorunda senin peşinden gelenler kimler?

Bu konuda İtalyanlar, Ruslar çok iyi ama her sene sürpriz bir isim çıkabiliyor. Zaten ben sürekli dünya rekortmeni olarak kalmıyorum, benim rekorumu kırıyorlar sonra gidip ben o rekoru kırmaya çalışıyorum…

Bir sonraki dünya rekoru denemen ne zaman, nerede ve nasıl olacak, belli mi?

Henüz belli değil fakat yoğun bir yarış takvimimiz olacak bu sene. Bahamalar, Mısır, Kolombiya gibi ülkelerde de kamp ve yarışmalarım olacak.

Belki rekor denemesi değil ama denizlere dikkat çekmek amacıyla Antarktika gibi dalmak istediğin ilginç bir yer var mı?

Çok yer var! Dünyamızın yüzde 70’i su. Okyanusların yüzde 95’i, içindeki canlıların ise yüzde 86’sı halen keşfedilmedi. Ömür yeter mi bilmiyorum ama Galapagos, Tahiti gibi yerlerde sualtı canlılarına ve biyoçeşitliliğe dikkat çekmek isterdim.

İsminin anlamı zirve olarak yer alıyor; zirvenin yerine hayatını en derine gitmek üzerine kurmuşsun. Bu bir tesadüf mü sence?

En derine gitmek de bir zirve değil midir?

Rekor denemesinden önceki gecen nasıldır? Ritüellerin, uğurun var mı?

Rekor denemesinden önce genelde yalnız kalmayı tercih ediyorum. Hatta etrafıma baksam da görmüyorum bazen; bedenim orada ama ruhum dalışta gibi hissediyorum. Yaptığım ritüellerim var evet ama onlar benim sırrım…

Bu arada bir diyetisyen ve sporcu olarak nasıl besleniyorsun? Et tüketiyor musun?

Çok dengeli ve sağlıklı besleniyorum. Mesela ilkokuldan beri cips yemedim. Tek sebebi sağlık da değil; bana iyi hissettiren, keyif aldığım yiyecekler hep sağlıklı şeyler. Hemoglobinim düşük olduğu için et tüketiyordum fakat uzun süredir eti kestim. Bu yaz birkaç sefer aslan balığı yedim sadece ve çok iyi hissediyorum. Yaptığım spor düşük nabzı gerektirdiği için dalış öncesi enerji verecek yiyecek-içecek tüketemiyorum ama kahveyi seviyorum ve ara öğünlerde içiyorum. Ayrıca dalıştan en az iki saat önce yemek yemeyi tamamlamış oluyorum hatta bazen aç karna dalıyorum. Çünkü vücut sindirime çok enerji harcıyor. Genel olarak kahvaltıda yumurtayı ve gün içinde salatayı beslenmemden eksik etmiyorum.

Tüpsüz dalış yapan bir sporcunun dalış öncesi kaçınması gereken şeyler nedir? Gaz yapacak yiyecekler yemek, uykusuz kalmak gibi…

Evet, aslında çok doğru noktaları gözlemlemişsiniz. Gaz yapıcı yiyecekler ve baharatlı gıdalardan uzak duruyorum. Hatta mümkünse aç karnına dalmaya çalışıyorum. Dalışta midemizin dolu olmaması gerekiyor. Bir de uyku çok önemli. Aslında uyku kısmını pek beceremiyorum açıkçası. Bu biraz hem gündüzü hem de geceyi yaşamayı sevmemden kaynaklanıyor. O gecenin sessizliğinde bir kitap okumak, bir şeyler boyamak veya yazı yazmak çok hoşuma gidiyor. Bazen sabah erken dalışım varsa bile geç saatlerde yatabiliyorum. Hatta antrenörüm önümüzdeki sene için kesinlikle erken uyumayı denememi söylüyor. Erken yatmayı başarabilirsem derecelerimin de artacağına inanıyor.

“Yaptığım spor düşük nabzı gerektirdiği için dalış öncesi enerji verecek yiyecek-içecek tüketemiyorum ama kahveyi seviyorum ve ara öğünlerde içiyorum.”

Sürekli tuzlu suda olduğun için hem cildin hem de saçların için nasıl bakımlar yaparsın?

Sadece tuzlu su olsa iyi bir de klorlu su var! Cildim ve saçlarım, gerçekten ekstrem şartlara dayanmaya çalışıyor. Cildimi uzun süredir Dr. Dilek Avşar’a emanet etmiş durumdayım. Scarlet veya Hydrafacial gibi kuvvetli medikal bakımlar, vitaminler, nem aşıları ile cildimi korumaya çalışıyoruz. Gerçekten kendime, cildime ayıracak az vaktim oluyor ve bu kısa süreyi en iyi, en etkili şekilde kullanmaya gayret ediyorum. Tabii yoğun nem verici, koruyucu ürünler olmazsa olmazım. Bir de yediğim şeyleri cildime, saçıma sürmeyi seviyorum. Mesela yemek için zeytinyağı kullanırken, biraz elime dökerim ve elimi nemlendiririm. Cildim öyle kuru ki hemen emiyor.

Denizkızı ve Delfi’nin devamı gelecek mi?

Evet gelecek! Bu beni çok heyecanlandırıyor çünkü “Denizkızı ve Delfi” kitabıyla pek çok çocuğa ulaşma, sualtı dünyasını paylaşma şansım oldu. Ayrıca UNDP Türkiye ile kitap içerisine pek çok faydalı bilgi ve interaktif çalışma koyduk. Bir sonraki de şimdiden bizi heyecanlandıran bir hikaye üzerine olacak.

Seni en çok etkileyen denizlerle ilgili hangi film oldu?

Luc Besson’un “Le Grand Bleu” filmi.

Son olarak, serbest dalış eğitimleri de veriyorsun. Bunlara kimler katılmalı, neler deneyimlenebilir ve ne gibi faydalar sağlar?

2022 yaz döneminde dalış okulumu açmayı hedefliyorum. Daha fazla kadın ve kız çocuğunu bu sporla tanıştırmayı çok istiyorum. İnsanın mutlaka hayatında bir kez de olsa deneyimlenmesi gereken bir şey. Dalışın bir limiti yok, sağlık sorunu olmayan herkes dalabilir. Tüpsüz dalmak özgürlük. Yer çekimi olmayan bir ortamda, beden ve zihin koordinasyonu ile limitlerinizi yeniden keşfettiğiniz bir spor. Yaptığım spor hem beni yaşama geri döndürdü hem de yaşamı daha iyi anlamam için müthiş bir deneyim sunmaya devam ediyor. Serbest dalış sayesinde istediğimizde limitsiz olabileceğimizi gördüm, isteyip inandığımız her şeyi yapabileceğimizi fark ettim. En zor koşullarda bile elimizden gelenin en iyisini yapabilme potansiyelimizin olduğunu gördüm.

Benzer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir